Masamın üzerinde duran yeşil raptiyeyi gözüme batırma isteğimi yatıştırmaya çalışıyordum dün gece. Hemen sonra o gece çok can acıtıcı bir düş gördüm.
Rüyamda deviantarttan tanıştığım bir kızla buluşuyorum. Uzun boylu, çok güzel, koyu kahve küt saçları vardı. Harika giyinmişti. İlk anda uzaktan görünce "of ne kadar da güzel bir kız" diyorum. Sonra elimi "merhaba" anlamında kaldırıp sallıyorum. Beni görmüyor. "Belki de o değildir" diyorum. Yanına gidip ismini soruyorum çekinerek. "Elif, sen misin?" diyor bana dönüp. Bakışlarında bir tuhaflık görüyor ama anlayamıyorum. Sarılıp yürümeye başladığımızda, anca sokaktaki tabelalardan birine çarpınca görme engelli olduğunu farkedebiliyorum.
Peki nasıl o kadar güzel fotoğraflar çekebiliyor, notlarıma cevap veriyor ve alışverişe çıkıp çok güzel şeyler aldığını anlatabiliyordu bana?
Şoka girmiş ama çaktırmamaya çalışıyorum. Koluna giriyorum ve konuşmaya devam ediyoruz. "Fotoğraflardaki halinden daha güzelsin" diye bir espri yapıyor, acı acı gülüyorum. En yakın arkadaşının kendisine hayatı öğrettiğini söylüyor birden bire, merak ettiğimi anlıyor. Daha önce bana ne en yakın arkadaşından ne de kör olduğundan bahsetmişti oysa ki..
Renkleri bile betimleyebilecek kadar yetenekliymiş arkadaşı anlatım konusunda. Yazılarımı ona okuyor, fotoğraflarımı anlatıyormuş. Duygusallığımı kendine yakın gördüğünü ve kör olmasam da kendisini anlayabildiğimi düşündüğünü söylüyor bana. O an kendimi yere bırakıyor ve çok şiddetlice ağlamaya başlıyorum.
Şimdi ise masamda duran raptiyeyi mantar panoya yapıştırıyor ve bu konuyu burada bitiriyorum.