Ortaokul kavramından hep nefret ettim.
Ortaokulda her şey iğrençtir. Arkadaşlıklar, psikoloji, ses değişiklikleri, kısacası buluğ çağına yeni giren bir şahısın "ergen"liğe dair sivilceler dahil tüm özellikleri. Ben de her yaşıtım gibi ortaokuldan nefret ediyorum. Ama bende bir kademe üstte seyrediyor bu nefret. Sebep sivilce çıkartmam değil elbet, ki zaten hiçbir zaman sivilcem olmadı. Sebebi orta okul mensuplarının pislikçe davranışlarıydı.
Bir ingilizce dersinde, hiç arkadaşım olmadığı için en arkada tek başıma oturduğum günlerden birinde kafamı sıranın üzerine koymuş, sınıftaki olağan "sınıf çatışması" durumunu gözden geçiriyordum. "Ezikler" ve "popülerler" diye ayrılan sınıfta orta konumlarda bir yerlerde duruyor ve iki taraftan da içten içe tiksiniyordum.
"Popüler", ergenliğe "ezikler"den biraz daha önce girmiş olanlara deniyor, kızları daha önce regl oluyor, daha duygusal oldukları ve sürekli ağladıkları için tenefüslerde dikkatleri üzerine çekiyorlar, erkekleri ise kızların "orkid" tabularıyla dalga geçiyor ve gevrek gevrek gülüyorlar.
"Ezikler" ise tenefüslerde sınıfın en "popüler" ve her kızın aşık olduğu uzun boylu sivilceli sarışın, vücudu birazcık gelişmeye başlamış çocuğu tarafından dövülüp çöp kutusuna atılıyor.
Böyle bir düzende umarsızca tutunmaya çalışan ben, olağan durumları gereğinden fazla irdelediğim için derslerde öyle bir dalıyordum ki, popülerden biri kafama kağıt atmadıkça kendime gelemiyordum.
İngilizce hocasının uyuyorum diye özellikle yanıma gelip bana sorduğu cevaplaması zor bir soruyu bilemedikten hemen sonra yediğim azar ve ardından patavatsız bir şekilde "Mazeretim var, asabiyim ben" deyişim ve sınıfta oluşan sessizlikle, ortalarda çırpınan benim "ezik"ler grubuna itilip bu meseleden sonra yapılacak istisnasız her tenefüste çöpe gönderilmem pek olasıydı.
Bu olay tatsız bir şekilde bitti, bir daha ne Mazhar Fuat Özkan'ı, ne o ingilizce hocasını görmek istemedim.
Yaklaşık birkaç gün sonra sınıfın en "popüler" ve her kızın aşık olduğu uzun boylu sivilceli sarışın, vücudu birazcık gelişmeye başlamış çocuğu, aynı öğretmenin dersinde bilemediği bir sorudan dolayı utanıp pis bir sırıtış ile "Mazeretim var, asabiyim ben" dedi.
Sınıfın acımasız kahkahaları, kızların heyecan ile birbirlerine dönüp bakışmaları, diğer popüler erkeklerin, arkadaşlarını dürtmeleri ve ingilizce hocasının da sırıtarak "Efe'ciğiiim, yeter artıık bırakalım laubaliliği değil miii" diyerek keyifle gülmesi beni o kadar, o kadar sinirlendirmişti ki.
Hayalimde canlandırdığım kısa süreli katliamı, dökülen kanı betimlememe şu an için pek de gerek yok sanıyorum ki.
"Bu espiriyi ben yaptığımda kimse gülmemişti" diye ortaya bağırıp ağlamaya başladığımda ise gülmekten dalakları yarılmış keyifli mutlu insanlar bir anda sustular, ciddileştiler ve önlerine dönüp derse devam ettiler. Ne mutlu ki yine kaale alınmamıştım.
Bunun, boyumun 1.35 ve kulaklarımın kepçe olmasıyla, ya da eteğimin bolluğuyla bir alakası yoktu. Bu kesinlikle ortaokulu çok fazla irdelememden kaynaklanıyordu.
Bir daha ne espiri yaptım, ne sesimi çıkarttım. Yaşadığım sinir krizlerini de "başım ağrıyor" diyerek izin alıp çıktığım derslerde indiğim arka bahçeye gömdüm.
Mazeretim vardı.