20090319
bugün güzel sanatlar lisesine girip eski atölyelerin kokusunu içime çekince, yere oturup, masa lambalarını açıp taktığımız o muhteşem müziklerin eşliğinde dans ede ede resim yapışımızı, suzan hoca gelmediği zaman karamiyo çay alıp mor perdelerimizi çekip, ışıkları disko topumuza döndürerek oluşturduğumuz atmosferin masalsı hissiyle yaptığımız kalorifer yanı şekerlemelerini, ardından hocanın gelip bize ve tembelliğimize kızmasını, birer çay daha almak için izin isteyince vermemesini anlayışla karşılayışımızı, hayalden yapmaktan çok bayınca gizlice bahçeye çıkıp o soğuk ve yağmurlu havayı iliklerimizde hissedişimizi, öğretmenler odasına girip kitap bakma numarası yaparak dersten kaytarmalarımızı, atölyeye en ufak birşey alındığında (bant, silgi, kalem) dahi okulda bayram havası estirişlerimizi, tüm haksızlıklara eski resimler olarak anında göğüs gerişimizi hatırladım. mezundum, üstelik o kadar mezundum ki yeni okulumdan bile ayrılmıştım. bir büyüklük mevcuttu yani bünyemde. hazırlıklara tanıtıldığımda kendimi suzan hocanın minicik kızı gibi, ya da tanıtmaktan hoşlandığı bir arkadaşı gibi hissettim. ne kadar da güzeldi. hayırsız değil, meşgul ve şanssızdım, ama artık sona ermişti. evet, ben de lisesini seven ve sürekli ziyaret eden mezunlardandım artık. köksal abi bi çay bi de karamiyo! diye haykırdım. kantinin önü pek kalabalıktı.